İKİ(Z) KIZ KARDEŞ 80 YIL SONRA KARŞILAŞTI

Okunma Sayısı :6960        Yazdırılabilir Görünüm Yazar : | 16.09.2013

Yakın tarihin en önemli olayları arasında yer alan tehcir sırasında ayrılan iki ikiz kız kardeşin 80 yıl sonra karşılaşması adeta bir film gibiydi.

YAÅzARKARADUMAN.jpgTerzi Bedros Ünye’de doğmuştu. Babası, babasının babası da Ünye’de doğmuştu. Beş yaşlarında Angelena ve Magdelena adında ikiz kızları vardı 

Ermeni tehcirinde Ünye’den onları da gönderdiler. Ertesi günkü vapurla yola çıkacakları bildirilmişti… İkiz kızları Angelena ve Magdelena ateşler içinde yatıyorlardı. Angelena ertesi günü daha da ağırlaştı. Onu komşularına bırakıp gittiler. Gidenlerden bir daha haber alınamadı.
Ermeniler neden gönderildiler?
Ermeni tehciri, nedir?
Ermeni Tehciri adıyla tarihimize geçen olay, Birinci Dünya savaşında Osmanlının bütün cephelerde yenildiği yıllarda Ermenilerin durumu fırsat bilerek başkaldırması sonucu Emniyet tedbiri olarak onları geri bölgelere gönderme olayıdır. 
Buna Tehcir denmektedir.   
TEHCÄ°R.jpgTehcir de Ünye’den de Ermeni vatandaşlarımız gemilere bindirilerek Lübnan’a gönderilmişlerdir. Bazıları ise kurtulmak için din değiştirmişler, Müslüman olmuşlardır. Bugün Ünye’de bunlara dönmeler denir zamanla unutulmuşlardır. Sonradan din değiştirmek de yasaklanmıştır.
Yolculuğa dayanamayacak kadar küçük olan bebekler, hasta çocuklar Türk komşulara bırakılmışlardır. Bu çocukların aileleri bir daha geri dönememişlerdir. Çocuklar bırakıldıkları aileler tarafından evlat edinilmiş Müslüman ve Türk kültürü ile yetiştirilmişler. 
Dönüş
“Vakit gece yarısını biraz geçmişti. Ortayılmazlar mahallesinde taş bir evin kapısı çalındı. Herkes yatmıştı, kapıyı, namazını bitirip yatmaya hazırlanan babaanne ‘Hayırdır İnşallah’ diyerek açtı. Açması ile gördüğü karşısında sendelemesi bir oldu. Karşısında bire bir kendisine benzeyen 85 yaşlarında bir kadın duruyordu. Gelen kadın ona bilmediğimiz dilde bir şeyler söyledi. İlk şoku atlatan babaanne geleni içeri aldı ve kapıyı kapattı.
Acaba gelen kimdi?
Hikâyenin bu kısmını yazdığımda hikâyenin kahramanı Hatice Nine yaşıyordu. Bana bunları anlatırken Lübnan’daki ailesinden gelen bir de fotoğraf verdi.
Gelen, seksen yıl önce giden ikizlerden Magdelana idi. Hasta olduğu için götürülemeyen Angelena, yani babaanne, yani Hatice Nine,  gelen olmayınca evlat edinilmiş, Müslüman olmuş, evlendirilmiş, çocukları ve torunları olmuş, geçmişi unutmuştu. Ailesinden hiçbir haber alamamıştı. Seksen yıl sonra karşısında ikiz kardeşini görünce kalbi duracak gibi oldu. Birbirlerine gözyaşları içinde sarılarak içeri girdiler…
Hıçkırıklardan evdeki herkes uyandı, babaanne gelenle evdekilerin anlamadığı bir dilde ağlayarak bir şeyler konuşuyordu herkes ne olduğunu anlamamış donup kalmıştı.
Sonra ne mi oldu?
Sonra olanları benim yüreğim yazmaya dayanmadı, eğer yazsaydım sizin de okumaya dayanmayacaktı… Seksen yıl sonra karşılaşan iki kardeşi baş başa bırakarak kapıyı usulca çekip çıktım.
Hikâyenin buraya kadarını yazdığımda bunu anlatan Hatice Nine yani Angelana yaşıyordu; “Ölürsem bu hikâye benimle birlikte gitmesin, ama ben ölünce yaz “ dedi. 
Uzun yıllar hikayenin bundan sonraki kısmını yazmamıştım geçen yıl Müze Ev’deki konferansımda bunu anlattıktan sonra dinleyiciler hikâyenin devamını ısrarla yazmamı istediler.
Bir Film Gibi
Seksen yıl önce giderken küçük bir çocukken indiği bu taş merdivenleri çıkarken seksen yıl önce soğuk bir kış günü ateşler içinde hasta olarak gidişini hatırladı, kardeşine sarıldıktan sonra bilinmeyen bir yolculuğa doğru yola çıkmışlardı.
İskelenin başında bekleyen bir motora bindirildiler, motor ağzına kadar doluydu hıçkırıklar yürek parçalıyordu, gelenlerle iskelenin başında vedalaştılar. 
Motor biraz sonra hareket etti limanda demirli gemiye yanaştılar. Gemi Trabzon’dan beri geliyordu, ağzına kadar doluydu, hava soğuktu, kar yağıyordu, ambarlarda insanlar üst üsteydi, güç bela kendilerine bir yer buldular.
Bir hafta süren bir yolculuktan sonra İstanbul’a gelindi. Yiyecekleri bitmişti hastalığı bir daha da ilerlemişti. Gemi İstanbul’da iki gün kaldıktan sonra tekrar hareket etti nereye gittikleri bilinmiyordu. On beş gün sonra bir yerde durdular. Yine bir motorla karaya çıkarıldılar, burası yabancı bir ülkeydi bağrışmalardan anlamadığı bir dilde konuşuyorlardı. Buradan yürüyerek iki gün sonra konulacaklar kampa geldiler.
Uzun müddet kampta zor koşullar altında yaşadılar, babası bu kampta koleradan öldü. Burada koşullar çok zordu her gün açlıktan ve hastalıktan bir sürü insan ölüyordu. Günlerce yemek yemediler.
Suriye'ye nakledilen Ermenilerden büyük kısmı savaşın bitiminden sonra, 18 Aralık 1918'de geri dönmüşlerdi. 
Kamptan bir Ermeni ailenin sahip çıkması ile kurtulmuş, Lübnan’a gittiler. Geri dönüş izninden haberleri bile olmamıştı.  Ünye’den ayrılalı yedi ay geçmişti. Sıcaktı ve yaşam koşulları çok kötü idi. Hastalık çoktu her gün onlarca insan ölüyordu. Özellikle yaşlılar ve hastalar bu yaşam şartlarına dayanamıyorlardı. Babası hep Ünye’yi ve geride bıraktıkları Angelena’yı sayıklayarak ellerinde can verdi. Oysa hep geri döneceği ümidindeydi, Angelena’yı  Ünye’de  bırakmanın  iyi olduğunu, onu bu şartlara dayanamayacağını en azından kendilerinin çektiklerini çekmemiş olduğunu düşünerek seviniyordu.  O gün ölüleri toplarken babalarını da aldılar. Ne mezarını bildiler ne de nereye gömdüklerini… 
Daha sonra onlara sahip çıkan Ermeni aile ile Lübnan’a gittiler. Orada iyi bakılıp saray gibi bir evde kaldılar, okula bile gönderdiler.
Magdelena bundan sonrasını şöyle anlattı: 
“Hayatımın her devresinde sen benim aklımdan bir dakika çıkmadın.” Ermenice konuşmaların arasında arada Türkçe de konuşuyorlardı, çünkü her ikisi de ne Ermenice’yi ne de Türkçe’yi tam biliyorlardı.
“Lübnan da okulu bitirdikten sonra beni evlendirdiler. İki oğlum bir kızım oldu. Çocuklarımı küçük yaşlarda Amerika’ya gönderdim. Şimdi onların da çocukları oldu. Annemiz ben evlendikten iki hafta sonra yakalandığı kolera’dan acılar içinde kıvranarak ve hep seni sayıklayarak can verdi. Annemin ölümü bana çok acı geldi, günlerce kendime gelemedim seni ne kadar sayıkladı “Benim kıvırcık saçlı Angelena’m şimdi ne yapar.” Derdi, seni bıraktığı için hiçbir zaman kendini affetmedi. 
Böyle uzun yıllar geçti ama hep bir yanım noksan kaldı. Uzun yıllar içinde seni evimizi, mahallemizi okulumuzu, arkadaşlarımı özledim.
Annem son nefesinde vasiyet etti  “Kardeşini ölmeden bul, onu benim için kucakla öp kokla o bıraktığımız yerdedir evimizi terk etmemiştir, muhakkak ona git sen ondan büyüksün önce sen doğdun sen ablasın.” dedi bana. Şimdi annemin vasiyetini yerine getirdiğim ve seni bulduğum için çok mutluyum, ben de huzur içinde ölebilirim.  
Olay 1970 yıllarında geçmektedir.
Babaanne yani Hatice Nine yani Angelena gelenle unutmadığı Ermenice ile saatlerce konuştu tercüme etti,  saatlerce birbirlerine sarılarak ağladılar, üzerindeki şoku atamamıştı, devamlı kardeşine bakıyordu, en sonunda heyecana dayanamayarak bayıldı.
Gelen giden olmayınca bıraktıkları ailenin onu evlatlık edindiğini, Ermeniler gönderilince okullarının kapandığını, kendisini Türk okuluna gönderdiklerini kendi öz kızları gibi baktıklarını anlattı. 
 “Ama anneme babama ve sana olan hasretim yıllarca içimde bir yara olarak kaldı. 
Sonra evlendirdiler. Çocuklarım, oldu, çocukluğumu, unutmadım bu evimizden hiç ayrılmadım. Yukarıdaki odada birlikte yatardık. Soğuk kış günlerinde sana sarılır uyurdum. Gittiğiniz zaman peşinizden günlerce ağladım limandan geçen gemilere bakardım beni bir gün almaya gelirsiniz, diye. Çok acı çektim, geceleri yattığımda ağlayarak gizli gizli annemin bize söylediği eski bir Ermeni şarkısını söyler uykuya dalardım.
Gün geçtikçe büyüdüm ve umutlarım tükendi,  beni babaannemin mezarına götürün dedim. Her hafta babaannemin, dedemin mezarına gider onlarla konuşurdum.  Sen gidince çok yalnız kaldım,  dayanamayacağım sandım. 
Yıllar çok çabuk geçti çocuklar olunca yavaş bu hayata alıştım, torunlar oldu, şimdi yolun sonuna geldik. Senin bir gün geleceğini rüyada görseydim inanmazdım, hayallerim çok uzun yıllar önce bitmişti, birdenbire seni karşımda görünce bayılmamak için kapıya tutundum. 
Biraz önce namazda Allah’a dua ettim sizin için “Allah’ım annemin babamın ve kardeşimin günahlarını affet onları cennetine al.” diye. Biraz sonra senin geleceğini nerden bilebilirdim... 
Magdelena Ünye’de bir ay kadar kaldı ve tekrar Lübnan’a döndü. Babaanne, yani Hatice Nine, yani Angelena bu olaydan üç yıl sonra hayat gözlerini yumdu. Magdelena’dan bir daha haber alınamadı.
 

(Bu araştırmanın tüm hakları yazarına aittir, izni olmadan yayınlamaz, kopya edilemez isim belirtilse dahi kısmen ve ya tamam alıntı yapılamaz, kaynak gösterilemez)

 



 
Perşembe Özel Bilgi Eğitim Lisesi
 
Ad Soyad :  
E-Posta :  
 
Fahrettin Özyurt , Cuma , 22 Ağu 2014 20:47 tarihinde yazdı ;
vay beeee gözlerim yaşardı ama Angelena ve Magdelena için değil yazarın oskarlık eserine koyduğu "Bu araştırmanın tüm hakları yazarına aittir, izni olmadan yayınlamaz, kopya edilemez isim belirtilse dahi kısmen ve ya tamam alıntı yapılamaz, kaynak gösterilemez" notu için....
Ali Öztürk , Cumartesi , 26 Eki 2013 09:07 tarihinde yazdı ;
Bu araştırma yazısı oldukça ilginç ve tek kelimeyle de harika. bir yazı ..Ancak, tarihde bir çelişki var gibi 2 kardeşin buluşması olayının 1970 lerde yaşandığını belirtilmiş. Tehcir olayı 1915 de yaşandığına göre, 80 yıl sonraki bu olayın da 1995 yılında yaşanmış olması gerekmez mi ?
 

ORDU İNSANLIK TARİHİNDEN BU YANA İSKAN BÖLGESİ

Biz 2300 yıllık Kurul Kalesi ilgilenelim ama uzmanlar Ordu yöresine ilk yerleşimlerin 15 bin yıl önce başladığını belirtiyor.Özellikle Mesudiye ve Kumru'da bulunan kalıntılar Ordu'nun insanlık tarihinin ilk dönemlerinden bu yana yerleşim alanı olduğunu gösteriyor 

YÜZ YIL ÖNCE ORDU'NUN TARİHİNE IŞIK TUTUYORLAR

Ordu’da bir asır önce yayınlanan Ordu’nun yüzyıl önceki tarihine ışık tutan ve Osmanlıca harflerle basılan gazeteler, Türkçeye çevrilerek günümüze taşındı. Gazeteler Ordu valiliği'nin sitesinde Türkçe anlamlarıyla okunabiliyor 

İKİ(Z) KIZ KARDEŞ 80 YIL SONRA KARŞILAŞTI

Yakın tarihin en önemli olayları arasında yer alan tehcir sırasında ayrılan iki ikiz kız kardeşin 80 yıl sonra karşılaşması adeta bir film gibiydi. 

ORDU'NUN ADI BİLE TÜRKLERDEN GELİYOR

Prof. Dr. Necati Demir:"Ordu ili dahil Orta ve Doğu Karadeniz, Hazar Gölü çevresinden Batıya göç eden ve Türkçe konuşan Kut Türklerinin mirasıdır. Cotyora/Kotyora ismi Rum değildir" 

ETRÜKSLERLE GENLERİ AYNI

Bünyesinde tarih öncesi birçok arkeolojik kalıntıyı barındıran Mesudiye ilçesinde yaşayanların genleri İtalya'nın Etruria bölgesinde M.Ö.6.yüzyıla kadar varlığını sürdürmüş bir halk olan Etrüsklerle aynı çıktı.  
YAZARLAR 

Yasin YILMAZ

DİKKAT! KART DOLANDIRICILIĞINDA YENİ YÖNTEM

Okunma Sayısı : 1595


   

SON EKLENEN HABERLER 

ÜNYE BELEDİYE BAŞKANI REST ÇEKTİ

Ünye Belediye Başkanı Ahmet Çamyar, muhalif kesimlerin şehirde yapılan hizmetleri kasıtlı algı yaparak farklı yönlere çekmeye çalıştığına dikkat çekerek, “Biz İstemezükçülere pabuç bırakmayız” dedi 

ANEMON OTELLERİ SAHİBİ: ORDU ÇOK DEĞİŞMİŞ

Türkiye’de faaliyet gösteren yerli zincir otellerin en büyüklerinden olan Anemon Otelleri’nin Onursal Başkanı İsmail Akçura, Başkan Enver Yılmaz’a bir mektup yazarak Ordu ili genelinde yapılan çalışmalara hayran kaldığını belirtti 

YENİ ORDUSPOR LİDERLİĞE YÜKSELDİ

Yeni Orduspor, ilk haftalardaki tutukluğu üzerinden atarak müthiş bir deparla liderliğe kadar yükseldi. Seri galibiyetlerle yoluna devam eden mor-beyazlı ekip Kayseri Erciyes'i farklı mağlup ederek zirveye ortak oldu 

KARADENİZ'İN EN BÜYÜĞÜ

Ordu ilini kış sporları konusunda cazibe merkezi hâline getirecek olan kayak tesisi projesi, Ordu Büyükşehir Belediyesinin turizm ve spor alanında en önemli yatırımlarından biri olarak gösteriliyor 

SAHİLDE TENEKE SESLERİ

Sahil düzenleme çalışmaları kapsamında inşa edilen bisiklet yolunun uluslararası rengi olan mavi ile kiremit rengi olan koşu yolunun renkleri bir araya gelince ortaya çıkan ‘bordo-mavi’ renk, konuşacak malzeme bulmakta zorluk çeken kesimin 'Niye mor Beyaz değil?' gibi boş teneke sesi çıkarmasına sebep oldu 
-